













2008 Ekonomik/Finans Bunalımı ile birlikte ve hatta ondan önce bile, çeşitli yazarlar, Amerikan sonrası döneme girdiğimizi söylüyorlardı (post-Amerikanizm). Buna göre, artık, borç batağına batmış ABD’nin nefes alacak gücü kalmamıştı ve Çin’in yükselişi hızlanmıştı. Afganistan ve Irak işgali de, ABD’yi ekonomik ve siyasal açıdan çökerten olgular olarak değerlendiriliyordu. Biz de, azılı Amerikan karşıtları olarak, bu yorumları sevinçle karşılamıştık. Ancak, Libya İşgali, büyük canavarın hâlâ güçten düşmediğini gösteriyor. Çin’in ve Rusya’nın gıkı çıkmıyor. Halbuki, bu Kuzey Atlantik saldırganlığı, rahatlıkla bu Kuzey Atlantik üyesi olmayan iki büyük ülkeye çevrilebilecek nitelikte.
Libya İşgali, ileride, Çin ve Rusya’ya yönelik olarak, aynı biçimde bir Kuzey Atlantik saldırısının olanaklarını veriyor; çünkü bu iki ülke de, muhalifleri sertlikle bastırışları dolayısıyla, kötü bir üne sahip. Çin’de, kendi devletlerinin baskısını gören kimi aydınlar, tam da bu nedenle, işgali destekliyor. Kuzey Atlantik orduları, bir gün Çin’i işgal ederse, bunlar, belki kına yakacak. Evet, doğru: Bu yönetimler, kamusal yararı dikkate alan yönetimler değil. Ancak, Kuzey Atlantik ülkeleri de öyle değil ki. Duyan da, AB(D)’yi sosyalist falan sanacak. Libya yönetimi, halkçı değilmiş; onun için işgal etmişler. Bak şu işe... İşgale gelene dek, ambargo vb. türünden çok çeşitli yaptırımlar vardı. Bunlara gelmeden doğrudan işgale gidilmesi bile, gerçek niyetleri ortaya çıkarıyor. İşgal gerekçeleri, Türkiye’ye de uygulansa, ülkenin çoktan işgal edilmesi gerekirdi. Yargısız infazlarla, faili meçhullerle, hapisteki gazetecilerle, sokaklardaki ve içerideki insan hakları ihlalleriyle, Türkiye, o ligde, Libya’yla yarışır zaten.
Kuzey Kore, Libya İşgali’ni farklı bir açıdan yorumluyor. Kuzey Kore’ye göre, Libya, baştan beri hata yaptı. Nerede? Libya, AB(D) ile yakınlaşmak adına, nükleer enerji alanındaki etkinliklerini durdurdu. Libya’nın, bu nedenle, karşı duracak hiç bir nükleer gücü bulunmuyor. Kuzey Kore, “bizim nükleer silahlarımız olmasaydı; ABD, ülkemize çoktan saldırmıştı” diyor ve nükleer silahları, caydırıcı güç olarak değerlendirdiğini belirtiyor. Bu açıdan, “Libya’nın da nükleer silahları olsaydı; AB(D), bu silahlardan ürkecek ve işgale girişemeyecekti” deniliyor. Görüldüğü gibi, AB(D)’nin Libya İşgali, yalnız Kuzey Afrika ve Arap dünyasını etkilemekle kalmıyor; Kore ilişkilerine de zarar veriyor. Ayrıca, Libya İşgali’nin, gelecekte olası bir İran İşgali için bir test olduğu da ileri sürülebilir. Bu olasılık, İran’ın gizli nükleer etkinliklerine hız kazandırması için, son derece geçerli bir neden. AB(D) saldırganlığı, İsrail’i, Filistinlilere yönelik saldırılarında da daha umursamaz yapıyor/yapacak.
Irak ve Afganistan’da istediğini bir türlü başaramayan ABD, Libya’ya saldırarak, belki de daha çok kan kaybına uğrayacak. Ekonomik bunalım içindeki ülke, Libya saldırısını, belki bu nedenle, AB’ye yıkmaya çalışıyor. Artık bu müdahalecilik de iyice pervasızlaştı: Artık, bir ülkeyi işgal etmek için kitle imha silahlarına sahip olduğu yalanını söylemeye gerek. İşgal orduları, Suriye’ye, Yemen’e, Bahreyn’e, her yere girsin o zaman. Demokrasi ithaliyle varılan nokta, daha çok intihar bombacısı oluyor. Kaddafi’nin olası düşüşüyle, El Kaide’nin güç kazanacağı kuşkusuz. Yarın, Kaddafi güçleri, gerilla savaşına başladığında, AB(D), El Kaide’ye el altından yardım yaparsa şaşmamalı. Yeşil Kuşak Projesi’yle, solculara karşı İslamcıları destekledikleri günler unutulmamalı. Yarın, Kaddafi, devrilirse, kurulacak yeni Libya, bir AB(D) uydusu olacak: Yeni işbirlikçilerin zenginlediği, kaynakların yabancılara peşkeş çekildiği bir Libya. Öyle bir Libya’da, bugünkü Libyalı ‘muhalif’lerin pişmanlığı, çok geç olacak. Ya da o ‘muhalif’ler, işgalcilerin işbirlikçileri olarak zenginleyip ülkenin yeni Kaddafileri olacaklar, Irak ve Afganistan’da olduğu gibi...
Türkiye, işgalde rol alarak, Arap dünyasında büyük bir güven kaybına yol açtı. Ülke, tüm barışçıl yolları denemek yerine, işgal güçlerine destek verdi. Türkiye’nin Arap dünyasına önderlik girişimi, işte böyle, bir ‘van minit’le geldi, ‘van minit’le gitti. Türkiye, dünya savaşlarında, İngiltere adına savaşan Hintlilere benziyor. Ülkemiz, bir gün bağımsız olduğunda, AB(D) için ne savaşacak ne öleceğiz.
ulas @teori.org; http://ulas.teori.org
