Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Topal
mustafatopal@haberajans.com
AKP'nin Kürtlerle İmtihanı
29 Mart 2011 Salı 01:52

            12 Eylül referandumundan başarıyla çıktıktan sonra AKP kurmaylarına bir haller oldu. "Küçük dağları ben yarattım" afra tafrasına eşlik eden "Her şeyi en iyi ben bilirim" kuruntusu da artık onları kesmez oldu. Belki de çok geçmeden ayaklarına dolanacak olan yeni bir huy edindiler. Tıpkı Ezop'un kendisini öküz sanan kurbağası gibi meydanlarda, ekranlarda, kameralar karşısında şişindikçe şişiniyorlar. Her yaptıklarının ne kadar görkemli, ne kadar önemli ve ne kadar görülmemiş işler olduğundan son derece eminler. Ne büyük deha olduklarına o kadar samimiyetle inanıyorlar ki ardı ardına kendi ayaklarına ateş ettiklerinin, yıllardır sabırla bir yerlere getirdikleri mevcut konumlarını tehlikeye attıklarının farkında bile değiller.

            Özellikle başbakanın şahsında birbiri ardına kırdıkları potların, devirdikleri çamların önünde sonunda bir bumerang gibi dönüp kendilerini vuracağının farkında değiller. Sürekli konuşarak, bağırıp çağırıp ucuz demagojiler yaparak, insanları sürekli uyutabileceklerini ve kandırabilecekleri sanıyorlar. Bir gün ekranlardan "NATO'nun Libya'da ne işi var yahu?" diye kükreyip aradan iki hafta geçmeden NATO müdahalesinin merkezini İzmir'e taşımakla övünmedeki abukluğu halkın anlamayacağını sanıyorlar.

            Basılmamış kitapların ardına düşerek ele güne karşı kendilerini madara eden yargı ve emniyet güçlerine karşı koşulsuz desteklerini hız kesmeden   sürdürüyorlar. Bunun siyasi bir faturasının olabileceğini hiç düşünmüyorlar. Oysa Metropoll'ün yaptığı son siyasal durum araştırmasında Ergenekon soruşturmalarıyla ilgili olarak ortaya çıkan bulgu bu açıdan oldukça anlamlı:

            " Bu davaların hakkaniyetle yürüdüğüne inananların oranı (%32), inanmayanların oranından (%46) daha düşüktür. AK Partili seçmenlerin de %27'si bu davaların hakkaniyetle yürümediği şeklinde bir inanca sahiptir..."

            AKP'lilerin gün geçtikçe Ezop'un kurbağasına benzemekte olduklarının en açık göstergelerinden birisi, Kürt sorununa yönelik politikalarında ortaya çıkıyor. Bu konuda birbiri ardına devirdikleri çamlarla züccaciye dükkânına giren bir filden farkları yok. Gün geçtikçe Kürt bölgesinde kan kaybediyorlar ancak durumun farkında değiller. Kendilerini geliştirmek şöyle dursun, bölgedeki asıl hasımlarını, yani PKK'yi güçlendirdiklerini hâlâ anlamıyor, kendileri açısından en doğru politikayı zekice yürüttüklerini sanıyorlar.

              "Akıllı ve müthiş" politikaları ise adına önce "Kürt açılımı" dedikleri, daha sonra yüzlerine gözlerine bulaştırınca "demokratik açılıma" çevirdikleri, son olarak da açılımın iflası anlamına gelen "Milli birlik ve beraberlik projesi"nde karar kıldıkları ne idüğü belirsiz, garip bir politika. Gerçek yaşamda karşılığını bulan somut uygulamalara geldiğinde bu politikanın içinin tümüyle boş olduğu çok geçmeden ortaya çıktı. "Kürt açılımı politikası"nda Kürt sorununun çözümüne yönelik dişe dokunur hiçbir şey yoktu; çünkü aslında amaçlanan zaten Kürt sorununu çözmek değil, Kürt oylarını bir alicengiz oyunuyla kapmaktı. Bütün hesap, Abdullah Öcalan ile kapalı kapılar ardında görüşmeler yapmak, mevcut zor durumundan yararlanarak verilen bazı tatlı vaatlerle onu, dolayısıyla Kürtleri kandırıp bölgedeki Kürt oylarını elde etmeye dayanıyordu.

            Ne var ki Ezop'un yeni kurbağaları büyük işler çevirdiklerini düşünüp Öcalan'ı ve Kürtleri kandırdıklarını düşünürken tongaya düştüklerinin henüz farkında değiller. Siyasi kariyerinin ustalık dönemini Şam-Beyrut-Bekaa üçgeninde, yani Ortadoğu'daki siyasi cadı kazanının tam göbeğinde geçirmiş olan Öcalan'ın onları suya götürüp susuz getirdiğini çok geçmeden görecekler.

            Öcalan ile AKP'nin görüştüğü iddiaları basında yer alınca başbakan buna büyük tepki göstererek "Böyle bir şey yok. Varsa da bunu ispatlamayan şerefsizdir!" demişti. Daha sonra ise görüşmelerin olduğunu ama bunu kendilerinin değil devletin yaptığını (!!!) belirtti. Çok geçmeden bu açıklama da tavsadı ve ciddiye alınmaz oldu. Öcalan ve avukatlarının açık beyanlarıyla da görüşmelerin sürdüğü açıkça ortaya çıktı. Önümüzdeki seçim kampanyasında MHP'nin bu görüşmeleri ve kimin şerefsiz olduğunu tepe tepe kullanacağını öngörmek için kâhin olmaya gerek yok. Bunun anlamıysa Orta Anadolu'da hatırı sayılır oranda AKP oylarının MHP'ye kayması olacaktır.

            Ne var ki, AKP açısından asıl sorun bu değil!

            Asıl sorun, sürdürülen politikanın bütünüyle PKK ve Kürtlere yaraması, buna karşılık AKP'nin havanda su dövmesidir. AKP'nin "Kürt açılımı" politikası yasal-hukuki zeminde güvenceye kavuşmuş fazla somut kazanımlara henüz yol açmadı. Ne var ki   resmi Kürtçe televizyon kanalının ardından Kürtçenin kullanımıyla ilgili olarak yaşanan gelişmeler artık geriye döndürülemez kazanımlara dönüşmüş durumda. Dilin kullanımıyla aralanan kapının ardından başka politik kazanımlar da birbiri ardına gündeme geldi. Eskiden Kürtlerin özerkliğini ağızlarına alamayan Kürt politikacılar bugün çok daha ileri talepleri ortaya koyabiliyorlar. Örneğin rahatça "Biz Kürdüz, bize Türk milliyetçiliğinin 'Ne mutlu Türküm diyene' andını söyletemezsiniz" diyorlar. "Açılım"dan önce böyle bir söz olanaklı olabilir miydi?

            Açılımdan önce Sayın Öcalan hitabını da duymuyorduk. Oysa artık bütün Kürt politikacılar bunu rahat rahat kullanıyorlar. Dahası var... "Sayın Öcalan için farklı çözüm yolları, örneğin Mandela gibi ev hapsi düşünülebilir" diyorlar. Son olarak sivil itaatsizlik eylemleriyle "açılım" vesilesiyle kazandıkları mevzileri daha da ileri boyutlara taşımaya çalışıyorlar. Her gün yapılan kitlesel eylemlere katılım gün geçtikçe artıyor, bölgedeki yurtsever Kürt politik hareketi giderek tabanını geliştiriyor.

            Peki AKP   ne yapıyor?

            Kendisi açısından akıl ve mantıkdışı bir politikayı ısrarla sürdürmeye çalışıyor. Dünyada görülmemiş bir işi başararak, seçilmiş temsilcilerle değil de onyıllardır terörist diye mahkum edilmeye çalışılan bir örgütün lideriyle kapalı kapılar ardında - ama herkesin bildiği- görüşmeleri sürdürüyor. Halkın oylarıyla seçilmiş Kürt temsilcilere ise dudak büküyor, KCK operasyonlarıyla bunların bir kısmını içeriye atıyor. Böylece Kürt sorununu çözme diye ciddi bir niyet taşımadığını herkese gösteriyor.

            Öcalan'la yapılan görüşmelerin hiçbir resmiyeti ve bağlayıcılığı olmadığı için iki taraf da her an bu görüşmeleri kesip, her şeyi inkâr edebilir. Ne var ki, böylesi bir durumda Kürt tarafının bundan hiçbir kaybı olmaz, çünkü onlar zaten kazanacaklarını bu süreçte kazandılar ve kazanmaya devam ediyorlar.

            Ezop'un her şeyi bilen, çok zeki ve çok harika yeni kurbağaları ise bet sesleriyle her yanda car car konuşmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Köylü kurnazlığıyla kotarmaya çalıştıkları Kürt politikalarının meyvelerini 12 Haziran akşamı alınca seslerinin nasıl çıkacağını merak etmemek elde değil.

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR